• BIST 104.123
  • Altın 145,627
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Batman : 25 °C
  • Batman Büyükşehir oluyor
  • İşkur Batman’da 378 işçi alacak
  • ‘Semt poliklinikleri Batman’ı rahatlatacak’
  • Batman Büyükşehir oluyor
  • İşkur Batman’da 378 işçi alacak
  • ‘Semt poliklinikleri Batman’ı rahatlatacak’

Çözüm Köprüsü: Akil İnsanlar (2)

31.10.2014 17:23
Gani Tatargan / Batman Haber Gazetesi

Gani Tatargan / Batman Haber Gazetesi

     İlk kez, 1991’ de 8. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut ÖZAL ‘Kürt meselesini mutlaka çözeceğim’ dese de ömrü bunu çözmeye vefa etmedi. Turgut ÖZAL’ ın ölmeden önce Kürt sorununun çözümü için olumlu adımlar attığı ve bu yüzden öldürüldüğü iddia edildi.

    Bundan sonraki yıllar, bölge açısından acıların, mağduriyetlerin, travmaların yaşandığı ve Kürt meselesinin çözüm umutlarının tükendiği karanlık bir dönem oldu

     1996-1997 yıllarında ülkemizin yetiştirdiği ender siyasetçi, mühendis ve devlet adamı olan Başbakanımız merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, çözüme dair niyetini dillendirdi; Mesut YILMAZ  ‘AB(Avrupa Birliği)’ nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ diyerek, AB üyeliği için bu sorunun çözülmesi gerektiğine işaret etti. Ama tüm bu girişimler Ortadoğu’da –petrolden kaynaklanan- ciddi emelleri olan ve bölgede güçlü bir ülke istemeyen emperyalist güçlerin girişimleri ve kışkırtmalarıyla ciddi saldırı ve siyasi operasyonlarla sonuçsuz bırakıldı.

     Kasım 2012’ de tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi(Ak Parti)’ nin ilk iktidar yıllarında Avrupa Birliği(AB)’ ne tam üyelik için müzakerelere başlamak çok önemli bir hedefti. Bu çerçevede, Kopenhag Siyasi Kriterlerini karşılamak amacıyla bir dizi reform yapıldı. OHAL(Olağanüstü Hal) kaldırıldı, gözaltı süreleri kısaldı, DGM(Devlet Güvenlik Mahkemesi)’ ler kaldırıldı, çocuklara Kürtçe isim koymanın önü açıldı. Kürtçe yayın yapmanın serbest bırakılması vb. reformların çok önemli bir kısmı, doğrudan ya da dolaylı olarak Kürt sorunuyla ilgiliydi. Bu reformlar Kürt’ lerde çözüm umutlarının yeşermesine ve Ak Parti’ nin ciddi ölçüde desteklenmesini sağladı.

     Ağustos 2005’ te Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın Ankara’ da aydınlarla görüşmesi ve ardından Diyarbakır’ da halka hitaben yaptığı konuşma, sadece Kürtler arasında değil, ulusal ve uluslar arası kamuoyunda da yankı buldu; çünkü ilk kez bir başbakan siyasi çerçevesi çizilmiş bir konuşma ile doğrudan ‘Kürt sorunu’ diyor ve bu sorunun kendi sorunu olduğunu ilan ediyordu. Daha da önemlisi sonradan yaptığı açıklamalarla ‘Bu yola davam ve vatanım için çıktım’ demesi onun süreçteki samimiyetini ortaya koyuyordu.

     Bu konuşmayla artık devlet ‘Kürt sorunu’ nun varlığını kabul ve ikrar(açıkça söyleme) ediyordu; ancak bu konuşma, Kürt’ ler ve çözüm yanlısı çevrelerde nasıl olumlu tepkilere yol açtıysa,  milliyetçi/ulusalcı kesimlerde de olumsuz ve sert tepkilere neden oldu. Dolayısıyla bu konuşmanın gereği olan adımlar kısa sürede atılamadı.

     2009 yılında, Ak Parti bu defa ‘Kürt Açılımı’ düşüncesini kamuoyunun gündemine getirdi;  ancak bu girişime yönelik tepkiler dolayısıyla kısa sürede isim değişikliğine gidildi ve ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ ismi kullanıldı. İçişleri Bakanı Beşir ATALAY’ ın koordinatörlüğünde yürütülen bu süreçte STK(Sivil Toplum Kuruluşları)’ lerle, üniversitelerle, medyayla, kanaat önderleri ve aydınlarla uzun görüşmeler yapıldı. Hükümet söyleyecek sözü olan herkesi dinlemeye çalıştı. Bir yandan da bir grup PKK mensubunun ve Irak Kürdistan’ ındaki Mahmur Kampından bazı mültecilerin Türkiye’ ye gelmesi planlandı. 34 kişilik grubun Habur sınır kapısından girişi sonrasında yapılan karşılama ve sevinç gösterileri, ülkenin doğusunda yaşayan Kürt vatandaşlarımızda çözüme dair umutları iyice yeşertirken ülkenin geri kalanında yaşayan Türk vatandaşlarımızda karşıt gösteriler yapılmasına yol açtı.

     2009 yılında başlayan açılım sürecine en büyük darbeyi ise, KCK operasyonları kapsamında çok sayıda siyasetçi, sendikacı, STK temsilcisi vb. kişilerin tutuklanması vurdu.

     Açılım politikalarını mümkün kılan en büyük asıl çalışma ise kamuoyunda ‘Oslo Süreci’ olarak yansıyan görüşmeler oldu. Oslo sürecinde devletin MİT aracılığıyla sorunun muhataplarıyla görüşmesi tarafların birbirini tanımalarını ve taleplerini öğrenmelerini de sağladı. Bir başka ifadeyle bugün eğer çözüm süreci başarılı bir biçimde yürüyorsa bunda ‘Oslo Süreci’ nin büyük bir pay ve etki sahibi olduğunu ifade etmek gerekir.

     İlk zamanlar mecrasında yürüyen Oslo süreci daha sonra dış mihrakların ve devlet içinde bu girişimlerden rahatsızlık duyan otonom(paralel) yapılanmanın tepkisi, kamuoyunda 7 Şubat MİT Krizi olarak bilinen ve MİT Müsteşarının gözaltına alınmak istenmesi ile Oslo süreci kesintiye uğradı.

     Oslo süreci kesintiye uğradıktan sonra uzun süre çözüm sürecini gündeme getirmek mümkün olmadı. Tekrar istenilmeyen kanlı bir dönem yaşandı.

     Ta ki, üçüncü ülkeler devreye sokulmadan yeni bir süreç başlatıldı, tekrar mesafe alınmaya başlandı.

DEVAM EDECEK…

Bu yazı toplam 1254 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim