• BIST 99.639
  • Altın 141,794
  • Dolar 3,5028
  • Euro 3,9236
  • Batman : 19 °C
  • Asgardia’ya ilgi artıyor
  • ‘Türkiye petrollerini küçülttürmeyeceğiz’
  • ‘Demiryolu şehir dışına çıkartılsın’
  • Asgardia’ya ilgi artıyor
  • ‘Türkiye petrollerini küçülttürmeyeceğiz’
  • ‘Demiryolu şehir dışına çıkartılsın’

HDP’nin Barajı Aşması BOP’un Düşmesi Mi Demek?

26.05.2015 17:27
Mehmet Selim Doğan / Anadolu Üniversitesi Açıköğretim

Mehmet Selim Doğan / Anadolu Üniversitesi Açıköğretim

HDP’nin Barajı Aşması BOP’un Düşmesi Mi Demek?Seçimlere 11 gün kala hararetli tartışmalar, hakaretler, iddialar, karalama kampanyaları tam gaz sürüyor. Partiler arası rekabette bazen oy isteme uğruna yapılan propaganda kirlenebiliyor ve hakaretlere, düşük seviyeli üsluplara kadar varabiliyor. Demokrasi bunu normal karşılamasa da halktan oy kazanmak kolay bir iş değil, bunların yaşanması bazen elzem olabiliyor. Ancak cumhurbaşkanının miting havasında açılış bahaneleriyle tarafsızlığını ihlal edip halkın cumhurbaşkanlığından bir siyasi partinin, çizgisinin genel başkanlığına, liderliğine inen üslubu ve hakaretvari, saldırganvari tutum sergilemesi ne Türkiye’nin cumhuriyet tarihinde nede parlamenter cumhuriyet ile yönetilen hiçbir dünya ülkesinin tarihinde görülmemiş bir durumdur.

Cumhurbaşkanının ettiği yemine sadık kalmayarak tarafsızlığını yitirmesinin de ötesinde muhalefet partilerine karşı düşmanca tutum sergilemesinin, hakaret etmesinin altında neler yatıyor? Bunun perdesini aralamaya çalışacağım. Hep beraber iredeleyim.

Bilindiği gibi HDP beklenilenin ötesinde bir tavırla büyük bir risk üstlenerek antidemokratik %10 seçim barajıyla seçimlere girme kararı aldı. Bir partinin seçim barajıyla seçimlere girmesinin hiçbir anormal tarafı yok elbette. Doğal olan da budur zaten. Ancak HDP’nin barajı aşması AKP’nin oy oranının düşmesinden ziyade mecliste temsil ettiği milletvekili sayısının 270’in altına düşme ihtimali, yayınlanan anket verilerine göre kuvvetle ihtimaldir.

Bu durumda ya yeniden seçime girilecek ya da koalisyonla devam edilecek. HDP’nin barajı aşıp AKP’nin 270’in altına düşmesi ve sonrasında yaşanılacakları şimdiden net okuyacak durumda değiliz ancak öngörülerde bulunma imkanımız var. “HDP bir projedir” diyen Erdoğan ve AKP’ye Demirtaş bu akşam(24 Mayıs) Star TV’de katıldığı programda; “Evet bir projeyiz, demokrasi projesiyiz, onun dışında yükledikleri anlamlar safsatadan ibarettir, Varsa belgeleri açıklasınlar. Asıl proje AKP’nin 2002’de ABD ile yaptığı görüşmeler ve BOP’tur” şeklinde cevapladı. Şimdi BOP’u belgeleriyle anlatmaya çalışacağım.AKP’nin iktidara gelmeden önceki yıllara dönelim. Kasımpaşa sokaklarını arşınlayan, küçükken yoksulluktan su, şeker, simit, kartpostal satarak hayata başlayan Tayyip Erdoğan siyaset sahnesine daha 15 yaşındayken giriyor.

Erdoğan 1973’te imam hatip lisesinden mezun oldu. Daha imam hatipte öğrenci iken sonraları adı Akıncılar Derneği olarak değiştirilen Milli Türk Talebe Birliği’ne üye oldu. Tayyip Erdoğan’la beraber Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Bülent Arınç, Abdulkadir Aksu, Ali Coşkun, Hüseyin Çelik, Mehmet Ali Şahin, Kadir Topbaş, Taner Yıldız, Cemil Çiçek, Beşir Atalay, Fehmi Koru, Abdurrahman Dilipak ve daha birçok tanıdık sima bu derneğe üye idi.

Bu derneğin insan hafızasına kazınmış ‘icraatlarından’ biri de tarihe, “Kanlı Pazar” olarak geçen Amerika ordusuna ait 6. Filo gemisinin Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile diğer sol kesimler tarafından protesto edilmesi üzerine ellerinde sopalarla yaptıkları saldırıdır. Bu konu ile ilgili gazeteci Orhan Gökdemir’in ‘Ucube’ adlı kitabına bakılabilir, detaylı bilgiler mevcuttur. Konumuz bu olmadığı için bu kadarı ile yetinelim. O an saldırıda bu saydığım isimler var mıydı, varsa kimlerdi bunu bilmiyorum, tam bir muamma. Ancak Erdoğan’ın siyasete ilk atıldığı dernek olarak dipnot geçmek istedim. Erdoğan’ın sonrasında MSP Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanı, RP Beyoğlu İlçe Başkanı, RP İstanbul İl Başkanı, RP MKYK Üyeliği, Beyoğlu Belediye Başkan Adaylığı, İstanbul Belediye Başkanlığı serüveni yaşanıyor.

Erdoğan AKP’yi kurmadan önce tam beş kez ABD’de temaslarda bulunuyor, kritik isimlerle görüşmeler gerçekleştiriyordu. 3 Kasım 2002 seçimlerine 282 gün kala AKP henüz çiçeği burnunda bir parti iken Genel Başkanı Erdoğan beraberindeki on iki arkadaşıyla Amerika’da ağırlanıyor. Yoğun program sırasında yalnızca Cüneyt Zapsu ile beraber gizlice bir malikaneye giriyor. Malikanenin sahibi tüm dünyanın “Karanlıklar Prensi” diye tabir ettiği Richard Perle. Richard Perle’nin malikanesinde NeoTürkiye’nin imarında aktif rol oynayan NeoCon Grenville Byford da var. Richard Perle Ortadoğu’ya bakışını anlatırken konuyu Saddam’a getirdi ve Bush yönetimin Saddam’ın varlığından rahatsızlığını anlatıyordu ki Tayyip Erdoğan söze girdi. Zapsu da İngilizce’ye çevirdi. Ne diyordu Tayyip: “Saddam zalim bir adam, biz de onu sevmiyoruz.” Richard Perle ve Grenville Byford bu durumdan oldukça hoşnut kaldılar. Çünkü Erdoğan onların söylediklerinin bir adım ötesine geçmişti. Topu biraz daha öteye taşımıştı. Ne de olsa ‘iyi bir futbolcuydu!’ Erdoğan o görüşmede onlara istediklerini değil daha fazlasını vermişti.

Seçimlere az bir zaman kala Erdoğan’la yapılan bu görüşme bir dönüm noktasıydı Türkiye tarihi açısından. Henüz ortada seçim tarihi bile yokken Amerikalılar AKP Genel Başkanı ile değil Türkiye’nin yeni başbakanı ile konuştuklarını biliyorlardı. Biz bilmiyorduk sadece.

Erdoğan’ın övgüyle söz ettiği, şu an TRT’nin başında olan Nasuhi Güngör AKP kurulduktan sadece bir ay sonra ‘Yenilikçi Hareket’ adında bir kitap yazmıştı. Kitabı şimdi sarrafçılarda bile bulmak mümkün değil. Toplatıldı bir daha da basımı yapılmadı. Çünkü kitap önemli bilgiler içeriyor. AKP’nin kurulmasında işlevi olan Yahudi NeoCon lobisinin Erdoğan’la görüşmelerini yer, tarih, gün, saat olarak bir bir ele alıyor ve AKP’nin kuruluş amaçlarını ele alıyor.

“Yeşil kuşak” projesi Rusya Komünizmine karşı Ortadoğu’nun panzehiri olarak planlandı. Kızıl Rusya’ya karşı ‘Yeşil Ortadoğu’ projesinde İslam’ın komünizme karşı sağlam bir kalkan olacağı varsayılmıştı. ABD için asıl tehlike İslam ya da İslamcı bir yönetim değildi, Komünizmdi asıl tehlike. Kızıl Rusya’ya karşı Yeşil kalkan oluşturmak için üretilen “yeşil kuşak” projesi radikal islamcılığı körüklemesine rağmen “Dünya öldün ABD yaşasın” kuramcıları batıda Fas’ın Atlantik kıyılarından, doğuda Pakistan’ın kuzeyindeki Karakurum yaylalarına, kuzeyde Türkiye’nin Karadeniz kıyılarından güneyde Aden ve Yemen’e kadar uzanan bölgede yeni bir proje geliştirdiler. O model “ılımlı İslam” modeliydi. Yani Büyük Ortadoğu Projesi (BOP). Ilımlı İslam modelinin pilot ülkesi Türkiye olacaktı. Petrolün kontrolüyle ABD’ye karşı Rusya ve Çin’le olası bir ittifakı engelleme ve coğrafyanın ipini elinde tutmak amaçlanıyor. Müslüman ülkelere demokrasi ihracının ve bu ülke pazarlarını hedef alan bu projenin eş başkanlığına Refah Partisi’nin 1994 yerel seçimleri ve 1995 genel seçimleri sonrasında elde ettiği başarı ile dört aday belirlendi. Necmettin Erbakan, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Melih Gökçek. Yüz yüze ve dolaylı bu dört ismin bütün hayatları, gelmişleri, geçmişleri mercek altına alındı.

Erbakan’ın 1994 seçimleri başarısı sonrası ilk resmi ziyareti İran’a yapması hanesine eksi olarak yazıldı. 23 milyar dolarlık bir anlaşma imzalanmıştı. Bu, Amerika için vahim bir rakamdı. Sonrasında D-8 projesini öne çıkarması üstünün çizilmesine sebep oldu. Erbakan NeoCon’larla arayı ne kadar düzeltmeye çalışsa da pek başarılı olamadı. Hatta Erbakan’ın postmodern darbeyle çektirilmesi de bu sürecin devamıydı. Melih Gökçek şark kurnazlığıyla Erdoğan’ın siyasi yasağını da fırsat bilerek BOP eşbaşkanlığı için ABD’nin yolunu tutmuştu. Ancak ABD Gökçek gibi şark kurnazı çok kişiyi “yeşil kuşak” projesinde iyice tanımıştı. Melih Gökçek’in adı es geçildi. Abdullah Gül ABD için vazgeçilmez biriydi ancak aranan bambaşka biriydi. ‘İyi oyuncu’ya ihtiyaç vardı. Nabi Avcı Erdoğan için şunu der: “Tayyip Bey çok iyi bir oyuncu. Bir senaryo çizildiği zaman, bir oyun planı kurulduğu zaman, o plan çerçevesinde kendine düşenin ne olduğunu hemen kavrayıp onun gereklerini vücut diliyle, sözleriyle ifa etmekte güçlük çekmiyor, kolayca adapte olabiliyor. Bu manada yetkin bir aktör.”  

Erdoğan Amerika tarafından BOP’a eşbaşkan olarak aday gösterildi ve bu proje üzerine iktidara getirildi. Her türlü mali, ekonomik destek verildi; ordu buna göre hazırlandı, iç dinamikler gözetilerek bir plan çerçevesinde Tayyip’in önü açılmıştı. Zaten zamanla Tayyip Erdoğan BOP’u ABD’den bile daha çok sahipleniyordu.

Bu konuda ayrıntılara fazla girmeyeceğim. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanması ile mercek daha çok bu isme yaklaşmıştı. Zaten Erdoğan daha RP Beyoğlu İlçe Başkanı iken dönemin ABD Büyükelçisi, Yahudi lobisinin etkin ismi Morton Abromowitz’le görüştürülmüştü. Bu görüşmede Erdoğan’ın yanında Mehmet Metiner yoktu ama devam eden görüşmelerin devamında rol oynadığı konuşuluyordu. Bu görüşmeyi sağlayan kişi ise Ruşen Çakırdı! Ne kadar ilginç değil mi? İktidar’a gelmeden önce ABD ile yaptığı bu görüşmelerin beşi de gizli tutuldu ve kayıt altına alınmadı.Erdoğan’ın BOP ile ilgili söyledikleri:16 Şubat 2004: Diyarbakır istiyorum ki BOP’un içinde bir yıldız olabilir. /Erdoğan –Teke Tek Programı4 Mart 2004: Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Nedir o görev? Biz Geniş Ortadoğu ve Afrika projesinin eşbaşkanlarından bir tanesiyiz. Bu görevi yapıyoruz biz./ Erdoğan –AKP Bayrampaşa İlçe Kongresi13 Ocak 2009: BOP’un amaçları bellidir. O amaçların içinde Türkiye’nin üstlendiği görev de bellidir. BOP Ortadoğu barışına yönelik olarak kurulmuştur. Ekonomik kalkınmaya, özgürlüğe yönelik kurulmuştur. Türkiye’ye de bir görev verildi, biz de bu görevi üstlendik. /Erdoğan-Meclis Grup ToplantısıAynı Erdoğan bu sefer çark ediyor, ne de olsa ‘iyi oyuncu’:22 Ağustos 2009: Ellerine bir kağıt almışlar dolaşıyorlar. Amerika’nın bir projesidir diye. Bunu ispat ederlerse biz her şeye varız. İspat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar. Bu kadar açık konuşuyorum. Bu kadar ağır konuşuyorum.İzahı gerçekten zor.

Erdoğan’ın BOP itiraflarını ilk duyduğunda insanın inanası gelmiyor. Ama bütün gerçekler ortada. Nasıl oluyor da Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ABD’nin kan, gözyaşı ve insanlık trajedisi dolu siciline rağmen bu projeyi öpüp başına koyuyor ve onunla hava atıp gururlanıyor. İnanması zordu ama Tayyip Erdoğan’ı tanıdıkça zor diye bir şey yoktu. Sadece durumlar/şartlar/menfaat ne gerektiriyorsa o vardı.  Ne de olsa “iyi oyuncu”

Bundan dolayı meydanlarda bağıra bağıra “Hedef 2023” diyor. Bunun için tüm tarafsızlığını yitirip muhalefet partilerine karşı hakaretvari, tehditvari üslupla saldırıyor. Bunun için meydan meydan dolaşıp oy istiyor. Bunun için açılışlarda Kuranı-Kerim’i eline alıp dini kullanıyor, istismar ediyor. Kaybetme lüksü yok Erdoğan’ın. Çok sevdiği öpüp başına koyduğu bu projeyi hayata geçirmek istiyor. Bu seçimlerde HDP barajı aşarsa AKP 270’in altına düşebilir ve tek başına hükümet kuramaz. MHP, CHP ve HDP BOP’a karşı tavrını daha önceden net bir şekilde koymuştu. Başkanlık sistemi de bu projenin bir parçasıdır. Ülkeyi parsel parsel yabancılara satması da… Son zamanlarda ülkeye gelen Arap Akını ve Arap zenginlerine satılan gayrimenkuller de bu projenin bir parçası. Bir Ortadoğu mozaiği oluşturma sürecine zemin hazırlıyor. 1923’ten 2002’ye kadar yabancılara satılan toprak miktarı 11 milyon metrekare iken 2003-2012 arasında yabancılara yaklaşık 90 milyon metrekare toprak satıldı.

Yararlanılan Kaynaklar: Turan Yavuz- Çuvallayan İttifak, Orhan Gökdemir-Ucube, Mustafa Hoş-Big Boss, Vikipedia, Hurriyet.com.tr

Bu yazı toplam 2561 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim