• BIST 104.123
  • Altın 145,627
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Batman : 25 °C
  • Batman Büyükşehir oluyor
  • İşkur Batman’da 378 işçi alacak
  • ‘Semt poliklinikleri Batman’ı rahatlatacak’
  • Batman Büyükşehir oluyor
  • İşkur Batman’da 378 işçi alacak
  • ‘Semt poliklinikleri Batman’ı rahatlatacak’

Irkçılığın İslam’la İmtihanı: “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber”

03.05.2015 16:31
Mehmet Selim Doğan / Anadolu Üniversitesi Açıköğretim

Mehmet Selim Doğan / Anadolu Üniversitesi Açıköğretim

HDP’nin 1 Mayıs İşçi Bayramı için yaptığı kutlamalarda Uşak, Trabzon, Aksaray, Bilecik gibi birçok ilde saldırılara maruz kalması, bitmek bilmeyen çağımızın bulaşıcı hastalığı ırkçılığı tartışmaya açtı. 

1789 Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımları başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerine yayıldı. Milliyetçilik kavramı her ne kadar farklı farklı yorumlansa da genel olarak “kendi ulusal pazarını/piyasanı korumak” anlamına gelir. Bunu aşırılığa götürüp kendi ulusunu bütün başka ırklara üstün görüp, onları egemenliği altına almayı istemeye kadar götürülürse bu kavram ırkçılık ve faşizm’i de içine almış olur.

HDP’ye saldıran ırkçı grupların sık sık “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber” , “Ne mutlu Türküm diyene”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganları atması ve saldırgan grupların bozkurt işareti yapması, “Saldırıların bilinçli olarak MHP’nin BBP’nin, AKP’nin alt örgütlenmeleri olan Ülkü Ocakları, Alperen Ocakları, Osmanlı Ocakları tarafından bilinçli olarak mı organize ediliyor, yoksa genel olarak ırkçı saldırıların temelinde bu sloganlar ve işaretler mi kullanılıyor?” soruları kafaları kurcalamaktadır. Hrant Dink Cinayeti’nde, Malatya Zirve Yayınevi Cinayeti’nde hatta Sadrazam Said Halim Paşa'nın Ermeni Arşavir Şıracıyan tarafından öldürülmesi olaylarında temel ekol din idi.

Özellikle “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber” sloganı kafaları çok karıştırmaktadır. “Türk ırkçılığının İslam’la bağı ne, nerde başladı ve mantığı ne?”

Osmanlı'nın en büyük tebaası Türk olmasına rağmen Osmanlı Sarayı kendisine ‘Türk’ denilmesini istemiyor; bunu ‘aşağılama’ olarak kabul ediyordu. Bu durum XIX. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı'da Türkçülük akımının doğmasına yol açtı. Türk ırkçılığı öyle bir noktaya geldi ki artık Türk olmak bütün ırklardan üstün hale geldi. Enver Paşa’nın inadı yüzünden doksan bin askerin Sarıkamış’ta donarak yaşamını yitirmeleri sonucu mecliste hararetli tartışmalar yaşanmıştı ve “Enver Paşa’nın yok yere doksan bin askeri ölüme terk ettiği” suçlamalarıyla karşı karşıya kalması üzerine meclis kürsüsünden “Onlar Kürt’tü” diyerek kendini savunması ırkçılığın geldiği noktayı gözler önüne seriyordu.

19 Mayıs 1941’de kutlanan Gençlik ve Spor Bayramı’nda Habeşistan’dan ve Afganistan’dan gelen siyahi öğrenciler hakkında Reha Oğuz Türkkan tarafından Bozkurt Dergisi’nde şu ifadeleri kullanılmıştı: “İkinci feci nokta, saflar arasında birer kara leke teşkil eden Zenci Habeş ve Afgan talebeleriydi. Güneş altında parlayan bu karalar, kutlu güne hiç yakışmayan bir zihniyeti ifade ediyordu.”

Türkçülerin büyük bir kısmı İslamiyeti benimsemiştir. Ancak Nihal Atsız buna mesafeli yaklaşmıştır. Hatta Turancılık Davası’nda beraber yargılanan Nihal Atsız’la Alpaslan Türkeş, Çanakkale Yürüyüşü’nde Hz. Muhammed’den “Arap Muhammed” diye sözettiği için Nihal Atsız’la fikir ayrılıklarına düşmüşlerdir.

Yazımın başında, “Türk ırkçılığının İslam’la bağı ne, nerde başladı ve mantığı ne?” diye sormuştum. 1969’da MHP’nin kongresinde yaşananlar ve metod değişikliği ile bunu çok iyi anlayacaksınız.

HHP’de o zamanlar iki ayrı grup vardı: Irkçı-Turancı Nihal Atsız grubu ile Başbuğ’cu Türkeş grubu. Turancılık, Bütün Türki halkları kapsayan bir kavramdır ve ilk olarak Macaristan’da 1800’lü yıllarda ortaya çıktı. ‘Turan’ İran efsanesi Avesta'dâ adı geçen, Farsça bir sözcüktür. ‘Turan’ı dünyaya tanıtan ise, bu efsaneye dayanarak Şehname'yi yazan Firdevsi'dir.

Turancı Nihal Atsız grubu "Tanrı Türk'ü Korusun" pankartı altında toplanmıştı. Pagan dininin kültürünü taşıyan simgelerle donatmışlardı kendilerini. Sarkık bıyıklı, kalpak giyimli, bozkurt rozetli vs.

1960 darbesiyle yönetimi dokuz subayla beraber ele geçiren Alpaslan Türkeş dört yıl sonra arkadaşlarıyla beraber Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) katıldı. Genel Başkanlığı’na Türkeş getirildi ve yurdun her tarafında merkezleri açıldı. Ancak halktan yeterince oy alamıyorlardı. Halk dindardı ve bu partinin temel ilkesi Türkçülük’tü. Türkeş ve arkadaşları "ayakları yere basmayan romantik Türkçü" parti çizgisini değiştirmeye karar verdi.

Türkeş ve subay arkadaşları her ne kadar cumhuriyetçi, laik ve Türkçü olsalar da, oy alabilmek için İslam motiflerinden yararlanmaya karar verdiler! Siyaset dünyasında İslam'ın ne kadar önemli olduğunu sosyolojik olarak kavradılar.

Partinin simgeleri ve sembolleri bir bir değiştirildi. Bundan dolayı büyük kavgalar ve tartışmalar yaşandı. AKP’nin birden çizgisini değiştirip Marksist-Leninist bir parti olmaya karar vermesi ve bütün tüzüğünü simgelerini buna göre değiştirdiğini düşünün. MHP’nin yaptığı tam olarak buydu ve tüm tartışmalar bundan dolayı çıktı.

Türkçülerin simgesi ‘Tanrıdağ’ın yanına, İslamiyet'in simgesi ‘Hiradağ’ eklenip yeni bir slogan üretildi: "Tanrıdağ kadar Türk, Hiradağ kadar Müslüman."

"Tanrı Türk'ü Korusun" sloganı yerine "Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın" sloganı getirildi.

‘Bozkurt’ sembolü amblemi yerini ‘Üç Hilal’e bıraktı.

‘Bozkurtlar’ ‘Ülkücüler’e dönüştürüldü!

‘Türkçü’ yerine ‘milliyetçi’ sıfatı tercih edildi.

Bundan dolayı Turancı grup “Türklerin Araplaştırılmak istendiğinden” yakındı ve Alpaslan Türkeş hedef alındı. Nihal Atsız ekibi kongrede hep benzer sözleri söylediler Türkeş'e: "Sen git güvendiğin Araplara biat et!" "Oy toplamak için Arap develere bin!" Sonuç olarak Alpaslan Türkeş’in dedikleri oldu ve Turancılar ellerindeki parti kimliklerini kürsüye doğru fırlatarak salondan ayrıldılar. Nihal Atsız gazetecilere şu açıklamayı yaptı: "MHP'de Allah, Tanrı'yı kovdu!"

Geçmişte başarılı bir subay olan Alpaslan Türkeş kongreden kısa bir süre Kabe’ye gidip hacı oldu.

Propaganda konuşmalarında, laikliğin yerine oy toplamak için sömürülen İslam kullanıldı. Politikada dini bir yaklaşım benimsendi. Anadoluda İslam avcılığı çok iyi oy getiriyordu çünkü. Günümüzde halen getirdiği gibi. MHP de bunun çok iyi bilincindeydi. Öyle ki ülkücüler Adıyaman'daki Nakşibendi Menzil Şeyhi'nin elini öptürülmeye bile götürülüyordu.  MHP Başarılı da oldu. Artık çok büyük bir kitleye hitap edebilecek bir güce bu şekilde ulaştı MHP. Ve bugün ‘Türk-İslam’ sentezi bundan dolayı milliyetçi kesimler tarafından çok rağbet görmektedir. Irkçı saldırılarda bunun için “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber” sloganları atılmaktadır. Ancak sorsanız bu sloganı atan gençlerin çok azı bunun gerekçesini biliyordur. İçine itildikleri senaryonun farkında bile olmadan cinayetler bile işleyebilecek duruma gelmektedirler. Hrant Dink’e duyulan nefret ırk-din odaklıydı ve kullanılan, 17 yaşında bir gençti. Eşinin cenaze töreninde Rakel Dink;  “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim” demişti. Bu karanlığı sorguladık ve sanırım artık bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Din istismarcılığına-tüccarlığına ve ırkçılığa karşı sosyolojik-psikolojik-politik-hukuki anlamda etkin bir mücadele yürütülmelidir. Bu mücadelede başarılıya ulaşıldığı vakit Türkiye huzur içinde yaşanılabilir bir ülke haline gelecektir.

Yararlanılan Kaynaklar: Mehmet Bayrak, Kürtlere Vurulan Kelepçe-Şark Islahat Planı; Soner Yalçın, Siz Kimi Kandırıyorsunuz?; Hüseyin Nihal Atsız, Turancılık Milli Değerler ve Gençlik

Bu yazı toplam 1479 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim