• BIST 102.410
  • Altın 186,954
  • Dolar 4,4877
  • Euro 5,2816
  • Batman : 20 °C
  • Taziye dönüşü feci kaza : 2 ölü 3 yaralı
  • Partilerin adayları bugün belli oluyor
  • Faris Özdemir SP 1. Sıra adayı
  • Taziye dönüşü feci kaza : 2 ölü 3 yaralı
  • Partilerin adayları bugün belli oluyor
  • Faris Özdemir SP 1. Sıra adayı

Öğrenci Gözüyle Mükemmel Öğretmen ve İdeal Hoca

31.10.2017 15:47
Yrd. Doç. Dr. Mahfuz ZARİÇ

Yrd. Doç. Dr. Mahfuz ZARİÇ

Bir gün gelip de öğrencilerimin benden daha akıllı, daha duyarlı, daha dikkatli olduğunu görecek olmaktan hep korkardım. Meslek hayatımın yirmi birinci yılında korktuğum başıma geldi ve öğrencilerimin her şeyin farkında olması, her şeyi bilmesi, yanlışı doğrudan ayrıt etmesi beni bir kez daha hayrete düşürdü.

Asıl konuya geçmeden önce sizlere üniversitelerdeki temel hoca modellerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Üniversitelerde iki farklı ve birbiriyle çelişen hoca tipi vardır. Bunlardan birincisi lisans öğrenimlerinden sonra doğrudan araştırma görevliliğine geçen ve basamakları hızla atlayıp öğretim elemanı olanlardır. Bunlar tezlerini hazırlamak için para alırlar. İkincisi ise lisans öğrenimlerinden sonra mesleklerini dışarıda icra edenler, örneğin öğretmenlik yapanlar ve yüksek lisans-doktora öğrenimlerini dışarıdan tamamlayanlardır. Bunlar sonradan öğretim elemanlığına geçerler. Tezlerini hazırlamak için de para harcarlar. Birincilerde bir tür mektepli, ikincilerde ise alaylı havası vardır. Üniversite öğrencileri bu iki hoca modeli arasındaki farkı doğrudan bilmez. Fakat hakikat o ki bu iki hoca modelinin öğrenci ile teması ve ders işleyiş tarzı birbirinden dağlar kadar farklıdır. Bireysel farklılıklar elbette bu genellemede göz ardı edilmektedir.

Gerçi alaylı-mektepli benzetmesinin kökenindeki “alaylı” tabiri ile askerlik işinin mektebini okumadığı hâlde yetenekleri sayesinde orduda sonradan subay olabilmiş kişiler kastedilmektedir. Öğretmenlikten veya başka bir meslekten akademisyenliğe geçenler ise elbette yüksek lisans ve doktorlarını yapmış yani işin mektebini de okumuş kimselerdir. Mektepli hocalar genel olarak derslerini konferans havasında işlerler. Ders saati boyunca hep kendileri konuşur. Dolu dolu anlatımla geçer elli dakika. Yetişme sürecindeki öğrenci derste alıcıdır. Öğrenci fazla soru sormaz, anlatıcı da derste dönüt istemez. Sınıfta veya amfide anlık ölçümler yoktur. Anlatıcı, konuşurken öğrencinin gözünün içinden ziyade bilgileri ne kadar derinse o kadar uzaklara, enginlere bakar. Çok az sayıda derse girer. Biraz ağırdır. Ağırbaşlıdır. Erişilmesi zordur. Bilgiyi sadece üretir.

Alaylı hocalar ise eski alışkanlıklarını isteseler de terk edemezler. Öğretmenlik sanatı ruhlarına sinmiştir. Bakışları en fazla en arka sırada oturan ve önünde defter-kitap olmayan, kalem taşımayı, kurtaracağı insanlığa karşı bir ihanet sayan, eli sallama tespihli erkek öğrencilerin gözbebeklerine erişir. Alaylı meslektaşının aksine öğrencisinin ders materyalinin olmayışı, derse ortak olmaması onu olabildiğince huzursuz eder. Dersi sevdiremediği öğrencisiyle devamlı çatışır. Bilgiyi üretirken bir yandan da aktarmaya çalışır. Bu yüzden biraz hafiftir. Üniversiteye yeni başlayan öğrenci de bu çelişen hoca rollerinden ötürü çoğu zaman bocalar. Karşısındaki hoca mektepli ise üniversiteye adapte olamamaktan mustarip olur. Hoca alaylı ise ilkokulda, ortaokulda ve lisede gördüğü örtmen, öğretmen ve hoca tiplerinden pek de farklı bir şey göremediği için kısmen hayal kırıklığı yaşar. Gelelim asıl konumuza.

2017 öğretim yılı başında üniversitedeki ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerime “Allah nasip eder de bir gün üniversitede hoca olursanız: “1) Neleri yapmazdınız? 2) Öğrencilerinize nasıl davranırdınız? 3) Dersinizi nasıl işlerdiniz?” sorularını yönelttim. Dağıttığım bembeyaz kâğıtlara isimlerini yazmadan duygu ve düşüncelerini yazmalarını istedim. Bu konuda “yazmak” öğrenciler için bana göre “konuşmaktan” daha etkili bir yoldu. Temel beklentim şu idi: Öğrenciler verdikleri cevaplarla kendi şahıslarında ideallerindeki hoca profilini çizeceklerdi. Bu anket bir açıdan öğrencilerim için Aristo’nun Poetika’sında “arınma” anlamında kullandığı bir eylem, bir tür “katharsis” olacaktı. Öğrencilerimin bir kısmı ise “hoca” sınırlamama rağmen bir “öğretmen” olduklarında neler yapacaklarını anlattılar. Bu yüzden öğrencilerin verdiği cevaplar doğrultusunda bu yazının başlığı “Öğrenci Gözüyle Mükemmel Öğretmen ve İdeal Hoca” oldu.

Öğrencilerime bu üç soruyu sormakta bir de özel maksadım vardı. Zeki öğrencilerimin hemen fark ettiği gibi bu sorularla dolaylı olarak beni yani onlara karşı olan davranışlarımı ve ders işleme tarzımı eleştirmelerini; bendeki noksanları,  kusurları ve yanlışları sıralamalarını da istemiştim. Bu anketteki gizli niyetimse öğrencilerime umut aşılamaktı. Öğrencilerimin bilinçaltına bir gün bir üniversitede hoca olabileceklerini nakşetmekti. Bu amaca dönük olarak onlara, benim de Batman’da doğduğumu; ilkokulu, ortaokulu ve liseyi Batman’da okuduğumu; Lisans eğitimini yine bölgede yaptığımı, Doktora eğitimi için de her hafta Batman’dan Ankara’ya çoğu kez tekerlek üstü otobüs yolculuğuyla gidip geldiğimi defalarca söylemiştim. Çünkü öğrencilerimizin “kahir” ekseriyeti Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Hakkâri, Şırnak, Van, Adana, Osmaniye, Bingöl, Şanlıurfa ve Erzurum gibi civar bölge illerinden idi. Hâliyle geleceğe dair bazı endişeleri vardı.

Öğrencilerim yazdıklarında, genel hatıralarıyla benzer bir istikamette temenni ve vaatlerde bulunuyorlardı. Birkaç öğrencim de yer yer mizahî yer yer de uçuk sayılabilecek vaatlerde bulunuyordu. Bu vaatler aynı zamanda öğrencilerin gözlemleri ve beklentileri idi. Bu öneri ve tercihlerin bazısı ise birbiriyle çelişiyordu. Öğrencilerim öğretim süresinde öğrenciden kaynaklanan sorunların da son derece farkında idi.

Şimdi sizi -kendi payıma dersler çıkarırım diye- hocalarından çok da bir şey istemeyen sevgili öğrencilerimin yazılarından derlediğim “geleceğin mükemmel öğretmenlerinin ve ideal hocalarının vaatleri” ile baş başa bırakıyor; sınav yapma konusunu da ders anlatma başlığı altında ele alarak öğrenci ifadelerinin hülasasını aktarıyorum.

Öğrencilerimin vaat ve önerileri her düzeydeki eğitim-öğretim sürecindeki eğitici ve öğreticiler için “ileri düzeyde ders işleme teknikleri” ve “sınıf hâkimiyeti ilkeleri” niteliğindedir. Unutulmaya!

1) Öğrencilerimin “Üniversitede Hoca Olduğunuzda Neleri Yapmazdınız?” Sorusuna Verdikleri Cevaplar:

Geldiğim yeri unutmazdım.

Öğrencilerim hakkında yanlış düşünmezdim.

Üniversite yıllarımda yaşadığım sorunları unutmazdım.

Öğrenci devamsızlıklarını dikkate almazdım.

Öğrenci yoklaması almazdım.

Tek bir ses tonuyla ders işlemezdim.

Konuları çabuk geçmezdim.

Konuyu hızlı anlatmazdım.

Alaycı bir tutum sergilemezdim.

Küçümseyici bir tutum sergilemezdim.

Bir derste konu ile sınırlı kalır, sizin yaptığınız gibi çok farklı şeylerden bahsetmezdim.

Bir puan için öğrencimi kırmazdım.

Öğrenciye ödev vermezdim. Mademki hocayım, ben anlatacağım, onlar dinleyecek.

Benim bile bilmediğim konuları öğrencilerden bulup okumalarını istemezdim.

Kafalarını dağıtacak gereksiz bilgileri vermezdim.

Zorla öğretmez, bir şeyleri dayatmazdım.

Öğrenciye baskı yapmazdım.

Gururlarını incitecek söz söylemezdim.

Her öğrenciden aynı performansı beklemezdim.

Kalplerini kırmazdım.

Hiçbir öğrencimi rencide etmezdim.

Boş ödev vermezdim.

Çizgimi bozmazdım.

Sınavda zor soru sormazdım.

Çok sert davranmaz, sert mizaçlı olmazdım.

Katı kuralcı olmazdım..

Zayıf not verip öğrenciyi okuldan soğutmazdım.

Notla korkutmaz, notla tehdit etmezdim.

Yüksek notla da motive etmezdim.

Sıkıcı, kasvetli bir atmosfer oluşturmazdım.

Öğrenciye ders anlattırmazdım.

Derse geç geleni sınıfa almazdım.

Hiçbir öğrenciyi göz ardı etmezdim.

Bazılarına kendisinin değerli bazılarına ise değersiz olduğunu hissettirmezdim.

Beni ciddiye almayanı ben de ciddiye almazdım.

Öğrencilerin kendi aralarında sohbet etmesine müsaade etmezdim.

Öğrencilerin her istediğini yapmazdım.

Öğrencilerin benden çekinmesine istemezdim.

Derse ilgisiz bir kişiyi kazanayım derken sınıfın dikkatini dağıtmazdım.

Kitabın aynısını okuyup ders işlemez, ezbere cümleler yazdırmaz, dersin süresi bitsin diye boşa konuşmazdım.

Kendi sorunlarımı öğrencilerime hissettirmezdim.

Konunun zaruri kısmını anlatır, teferruata girmezdim.

Kolaycılığa kaçıp projeksiyondan ders işlemezdim. Çünkü yazılmayan hiçbir şey akılda kalmaz.

Kinci davranmazdım.

Nefreti ve sevgisizliği yansıtmazdım.

Sınav dönemlerinde öğrenciye sorumluluk yüklemezdim.

Ders dışı konulara değinmezdim.

Öğrencilerle çok fazla içli dışlı olmazdım.

Sınav kâğıtlarını değerlendirirken fazla puan kırmazdım.

Dersimin boşa geçmesine izin vermezdim.

Tek bir kaynaktan ders anlatmazdım.

Bildiklerimle yetinmezdim, okurdum.

Tevazuu elden bırakmazdım.

Yılmazdım.

2) Öğrencilerimin “Bir Üniversitede Hoca Olduğunuzda Öğrencilerinize Nasıl Davranırdınız?” Sorusuna Verdikleri Cevaplar:

Öğrencilerimi kendi çocuklarım kadar severdim.

Öğrencilerimi sayardım; onlara değer verir, kendilerini değerli hissettirirdim.

Maddi durumlarını dikkate alırdım.

Olası bütün sıkıntılarını dikkate alır, maddi-manevi destek verirdim.

Empati kurardım.

Samimi olurdum.

Sempatik olurdum.

Tutarlı olurdum.

İlkeli olurdum.

Yumuşak huylu olurdum.

Sert ve disiplinli olurdum.

Bütün öğrencilerimi yakından tanır, aileleri hakkında bilgi sahibi olurdum.

Duygularını anlardım.

Kusurlarını örterdim.

Korku değil mutluluk yayardım.

Öğrenciyle diyalog içinde olurdum.

Ciddi,  ağır başlı olurdum.

Sınıfa girince öğrencilerime selam verirdim.

İşimi sevdiğimi hissettirirdim.

Başarılı öğrenciye çikolata verirdim.

Onları çok sevdiğimi belli ederdim.

Okul dışında da öğrencilerimle görüşürdüm.

Her türlü sorunlarını çözmeye çalışırdım.

Sabırlı olurdum.

Hoşgörülü olurdum.

Öğrencilerle tek tek ilgilenirdim.

Ruh doyurucu bir hoca olurdum.

Bana rahatça açılabilmeleri için çabalardım.

Benden yardım isteyecek rahatlıkta olmalarını sağlardım.

İçe kapanık, çekingen öğrencilerle ayrıca ilgilenirdim.

Birer birer odama çağırırdım, onlarla sohbet ederdim.

Geldikleri memleketlerini sorar, öğrenirdim.

Hep güler yüzlü davranırdım.

Öğrenci kantininde onlarla oturur, konuşurdum.

Onlarla halı saha maçına, geziye, kütüphaneye, müzeye giderdim.

Anlayışlı olurdum.

Her şey öğrencilerimin istediği gibi olurdu.

Ders dışındaki sorunlarıyla da ilgilenirdim.

İdeolojik gelişmeleri ile de ilgilenirdim.

Ruhsal sorunları ile de ilgilenirdim.

Öğrencilerle bütünleşirdim. Arayı sıkı tutardım.

Sınıfı rahatsız eden öğrenciyi kapı dışarı ederdim.

Tatlı-sert olurdum.

İyimser olurdum.

Hâlden anlamaya çalışırdım.

Öğrenciyi umursardım.

Disiplinli ve planlı bir hoca olurdum.

Ahlaklı öğrenciler yetiştirirdim.

Özgüven aşılardım. Başarabileceklerini telkin ederdim.

Moral verirdim.

Motive eder, motivasyonlarını yüksek tutardım.

Abla/ağabey olurdum.

Arkadaş olurdum.

Beni ciddiye almalarını sağlardım.

Atanamama ile ilgili endişelerini gidermeye çalışırdım.

Ders aralarında öğrencilerimle sohbet ederdim.

Okula alışmaları için onlara zaman tanırdım.

Saygılı, disiplinli öğrenciyi daha ayrı severdim.

Bir öğrenci için geçerli bir kuralı her öğrenciye uygulardım.

Üniversiteye okumak için değil de öylesine gelmiş öğrenciyi köşeye çeker, güzel bir dille huyuna giderdim.

Beni anne-babalarına, çevrelerine hep iyi anlatmalarını isterdim.

Aşamayacakları problemleri hakkında bana gelmelerini isterdim.

Benden korkmalarını isterdim.

Haftada bir evime davet ederdim.

Çok fazla yüz vermeden onlarla arkadaş olurdum.

Tiyatro, şiir dinletisi gibi etkinliklere öğrencilerimle katılırdım.

Sosyal medya üzerinden öğrencilerimle gruplar oluştururdum.

Benim dersim ne kadar önemli ve gerekli olsa da fakültede bir konferans, sempozyum, panel vb. etkinlik olduğu zaman öğrencilerimle birlikte etkinliğe katılırdım.

Öğrenciye adıyla hitap ederdim.

Konuşurken öğrencilerimin gözünün içine bakardım.

Her dersin sonunda bir sonraki konuyu tahtaya yazar, hazırlıklı gelmelerini söylerdim.

3) Öğrencilerimin “Bir Üniversitede Hoca Olduğunuzda Dersinizi Nasıl İşlerdiniz?” Sorusuna Verdikleri Cevaplar:

İlk dersimde, bu bölüme neden geldiklerini sorardım. Farkındalık yaratırdım.

İlk dersimde tahtaya büyük harflerle “SAYGI” sözcüğünü yazardım.

İlk haftada derste, sınıfta kalma kaygısını ortadan kaldırırdım.

Önce mevcut bilgi birikimlerini ölçerdim.

Önce ders işleme konusunda öğrenci görüşünü alır kendi yönetimi izah edip yöntemleri harmanlardım.

Dakik olurdum.

Sohbet havasında bilgi aktarırdım.

Sizin yaptığınız gibi, öğrencileri zorlar, görevlerini zorla yaptırırdım.

Derse katılmaya gönülsüz öğrencileri es geçerdim.

Bazen dersi okul bahçesinde, kütüphanede işlerdim.

Derse güzel bir söz veya bir şiirle başlardım.

Öğrenciler ne şekilde isterse dersi öyle anlatırdım.

Öğrenmeyenle birebir ilgilenirdim.

Az bir çabaya bile yüksek not verirdim.

Öğrencilerimin çağına ayak uydururdum.

Düşüncelerini rahatça ifade etmelerini sağlardım.

Seviyelerine uygun yazılar, makaleler tavsiye ederdim.

Her ay bir roman okutur, romanı anlattırırdım.

Geç gelen öğrenciyi derse alırdım.

Her öğrencinin derse katılmasını sağlardım.

Konuyu anlatmak üzere herkesin hazırlıklı gelmesini ister, konuyu kimin anlatacağını ise derste belirleyeceğimi söyler, böylece öğrenciyi zinde tutardım.

Derste defter tutmalarını zorunlu kılardım.

Çok çalışır, araştırırdım.

Derste ilgiyi üzerime çekerdim.

Derse hep hazırlıklı gelirdim.

30 dakika ders işler, 20 dakika test çözdürürdüm.

Merak uyandırmaya, öğrencinin zihnini edebi konumuz ile meşgul etmeye çalışırdım.

Dersi güzel anlatırdım.

Dersi dinlemeyene şiir cezası verirdim.

Fıkralar, kıssalar anlatır, anlattırırdım.

Edebiyatçılar hakkında ilginç bilgiler verirdim.

Her hafta bir özdeyiş öğretir, ezberletirdim.

Dersimi noktası noktasına anlatırdım.

Rekabet ortamı oluşturmak için sınıfı gruplara ayırırdım.

Tahtada ders anlatmayı projeksiyona tercih ederdim.

Öğrencinin konuyu anlayıp anlamadığını bakışlarından anlardım.

Dersi tane tane anlatırdım.

Her hafta bir kitap okutur, kitabın değerlendirmesini yaptırırdım.

Konuyu anlayamayanlara daha ayrıcalıklı davranırdım.

Öğrencinin akademik alt yapısını sağlam bir zemine oturturdum.

Öğrencinin görmüş olduğu eğitim seviyesinin farklılığını dikkate alırdım.

İşimin ehli olurdum.

Dersimin hakkını verirdim.

Neşeyle ders anlatırdım.

Eğlenceli bir anlatım tarzıyla dersimi işlerdim.

Eğlenceli ödevler verirdim.

En verimli yöntemi test eder, onunla ders işlerdim.

Öğrenciye kendini ifade etme imkânı tanır, söz hakkı verirdim.

Edebiyatı ve edebiyat dersini sevdirirdim.

Beni ve dersimi sevmelerini sağlardım.

Gelişmelerini, ilerlemelerini sağlardım.

Bana hoca gözüyle bakanlara fayda sağlardım.

Üniversitenin önceki eğitim-öğretim kademelerinden farkını anlatırdım.

Farklı ders işleyiş tarzlarını anlatırdım.

Projeksiyon kullanır; slayt, video ve görsellerden yararlanırdım.

Sorgulayıcı, araştırmacı, aktif olmalarını sağlardım.

Boş kalmamaları için sürekli ödev verirdim.

Onları hayata kazandırırdım, hayata hazırlardım.

Mizahi yönleriyle öne çıkmış edebiyatçıların kitaplarını okur, öğrencilerim dersten sıkılmasın diye o kitaplardan alıntılar yapardım.

Şiir okuturdum.

Şiir dinletisi düzenlerdim.

Güzel düşünceler aşılardım.

Öğrencilere sorumluluk yüklerdim.

Konuyu öğrencilerime de anlattırırdım.

Tartışma ortamında ders işlerdim.

Öğrencilerimin konulara eleştirel yaklaşmalarını sağlardım.

Ne sıkar ne de başıboş bırakırdım.

Artı-eksi verme sistemini uygulardım.

Meslekte ilerlemeleri için matematik ve İngilizce çalışmalarını da tavsiye ederdim.

Her dersin sonunda sevdikleri bir şiiri okumalarını isterdim.

Edebiyat Kulübünün çok yönlü olması için çabalardım.

Bir öğrenci dergisi çıkartırdım.

Konferanslar düzenlerdim.

Şiir yazmaları için fikirler verirdim.

Öğrencilere birer şair-yazar ismi verip haftaya o kişi kendileriymiş gibi derse gelip dramatize etme çalışması yaptırırdım. O şairin bir şiirini ezberden okuturdum.

Dersi herkesin anlayacağı bir yöntemle anlatırdım.

Dersi herkesin anlayacağı bir düzeyde anlatırdım.

Sıkılmamaları için farklı şeyler de anlatırdım.

Çeşitli anlatım yöntemleri kullanırdım.

Konuyu, tahtaya yazmaktan ziyade anlatırdım.

Anlattığım konuları güncele bağlardım.

Derse öğrencileri de katardım.

Kendi hayat tecrübelerimi, deneyimlerimi de aktarırdım.

Öğrencinin aç olabileceğini dikkate alırdım.

Öğrencinin lavabo ihtiyacı olabileceğini dikkate alırdım.

Dersi öğrenciye katkıda bulunacak bir hikâye ile sonlandırırdım.

Önce anlatır, sonra not tuttururdum.

Soru-cevap yöntemini kullanırdım.

Öğrenci dersten koptuğu an dersimi bitirirdim.

Konudan ziyade hayatı öğretmeye çalışırdım.

Daima asıl, doğru ve geçerli bilgileri eksiksiz anlatırdım.

Öğrencilere haftalık edebi yazılar yazdırır, bu iş için özel bir defter tuttururdum.

Öğrencilerim sınav konusunu dersin ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri için bu bahiste sınavlara dair de şu temenni ve vaatlerde bulundular:

Orta zorlukta sorular sorardım.

Not verirken adaletli olurdum.

Sınavda onları tek bir kaynaktan sorumlu tutardım.

Sınavda boş kâğıt verip bu derste öğrendiklerinizi yazın derdim.

Sınav soru tarzım hakkında bilgi verirdim.

Sınavda çıkacak konuları söylerdim.

Sınavlara nasıl hazırlanacaklarına dair önerilerde bulunurdum.

Sınavlarımı test usulü yapardım.

Bilgi ağırlıklı fakat kolay sorular sorardım.

Derste ne anlattıysam sınavda ondan sorumlu tutardım.

Çalışmayanın geçemeyeceği ayarda sınav soruları hazırlardım.

Ders ve sınav konusunda yardımcı olurdum.

Derste verdiğimin karşılığını sınavda isterdim.

Sınavda “Sizi en çok sevindiren bir şey hakkında bir yazı yazınız.” der ve buna da puan verirdim.

Öğrencilerimin “Öğrenci” ve “Hoca” Algıları:

Bazı öğrencilerim yazılarında aşağıdaki gibi latifelere de yer verdi:

 “Hoca olmanın verdiği ego ile çok havalı yürürdüm. Bölümüm dolayısıyla şiirler, beyitler söyler dururdum. Falan marka elbiseler giyer, filan marka bir otomobile binerdim.”, “Öğrencilerimin görüşlerini dikkate alıyormuş gibi yapıp sonuçta kendi bildiğimi okurdum.”, “Her öğrencinin huyuna göre şerbet verirdim.”, “Dünyalar tatlısı bir hoca olurdum.”, “Bazen Mahfuz Hoca’dan bahsederdim çünkü biliyorum ki ben bahsedince öğrencilerim de benim gibi gülümseyeceklerdir.”

Öğrencilerim öğretmen ve öğrenci hakkında şu tespitlerde de bulundular:

“Öğrenci dediğin, zorlanmadığı sürece ders ile alakası zayıf bir varlıktır.”, “Öğrenci, not peşinde koşan bir avcıdır.”, “Öğrenciler, özellikle sevdikleri hocaların başından geçen olayları unutmazlar.”, “Dışarıdan dertsiz gözükse de öğrencinin sorunları olabilir.”, “Bir sınıftaki odak noktası hocadır. Bütün iş hocada biter.”, “Öğrenciye göre gitmemek lazım çünkü öğrenci her zaman kolayı seçer.”, “Öğrenci dili diye bir şey vardır. Hoca öğrenciye uymazsa öğrenci ondan bir şey anlamaz.”, “Öğrenciyi başarısızlığa iten en büyük etken not korkusuyla çalışmaktır.”

Son sözler:

İnsan gördüğünü, bildiğini, yaşadığını, hissettiğini, duyduğunu tasvir edebilen bir varlıktır. Sanatçı ise duyularıyla ulaştığı sınırları zorlayan ve bazen aşabilen insandır.

Vesselam.

Bu yazı toplam 291 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim