• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Batman : 6 °C
  • Batman uyuyor!
  • Bin 250 Kolilik yardım yola çıkıyor
  • 145 bin kişi İŞKUR’dan hizmet aldı
  • Batman uyuyor!
  • Bin 250 Kolilik yardım yola çıkıyor
  • 145 bin kişi İŞKUR’dan hizmet aldı

Prostat kanseri ile ilgili doğru bilinen yanlışlar

03.04.2014 13:20
Prostat kanseri ile ilgili doğru bilinen yanlışlar
Dünya Hastanesi doktorlarından Doç.Dr.Süleyman Kılıç, vatandaşları Prostat Kanseri konusunda vatandaşları uyardı.

Prostat kanseri ile ilgili doğru bilinen yanlışları Kılıç şöyle sıraladı “Erkeklerde en fazla görülen kanserler arasında dördüncü sırada yer alır. Bu kanserin insidansı farklı ülkeler ve etnik topluluklar arasında büyük farklılıklar gösterir. En düşük yıllık insidans Asya’da görülürken (Çinde 1,9 olgu/100 bin) en yüksek insidans Kuzey Amerika ve İskandinavya ülkelerinde ve özellikle de Afrikalı Amerikalılarda (272 olgu/100 bin) saptanmaktadır. Mortalite yani hastalıktan ölüm oranları da farklı ülkeler arasında büyük değişkenlik göstermektedir; en yüksek İsveç’de (23/100 bin/yıl), en düşük Asya’da Singapur, Japonya ve Çin’de (<5/100 bin/yıl)

Prostat kanserinin insidans ve mortalitesindeki bu belirgin farklılıkları sadece bölge ve etnisiteyle açıklamak mümkün değildir. Çevresel etkenlerin de (diyet, hayat tarzı gibi) kanserin gelişiminde önemli rol oynadıkları gösterilmiştir.

Hastalık 50 yaş altında nadir görülürken (tüm hastaların %0,1’inden azı) en yüksek insidansa 70-74 yaşlar arasında rastlanır. Hastaların %85’i 65 yaştan sonra teşhis edilir.

Günümüzde hastalığın teşhisinde kullanılan en önemli belirteçler periferik kanda PSA (prostat spesifik antijen) ve derivatiflerinin ölçümüdür. Bu testlerin neredeyse bütün dünyada rutin hasta değerlendirme algoritmasına girmesi ilk teşhiste organa sınırlı veya bölgesel yayılmış hastalık insidansını artırmış, ileri metastatik hastalık insidansını azaltmıştır. Yeni teşhis edilen hastaların %75’i sadece PSA yüksekliğinin olduğu, muayeneyle ele gelen tümörü olmayan organa sınırlı hastalardır. Bunun sonucu olarak hastalıktan tam tedavi olma oranı da belirgin artmıştır.

Epidemiyolojik çalışmalar prostat kanserinde hem ailesel hem de genetik komponentin çok önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm prostat kanserlerinin %15’i ailesel ve herediter tiptedir. Hastalığın ortaya çıkma riski hastalığın tespit edilmiş olduğu yakın aile bireylerinin sayısına, bu kişilerin yakınlık derecesine ve bu kişilerde hastalığın ortaya çıktığı yaşa göre değişmektedir. Örneğin baba veya abide hastalığın olması riski 2 kat, her ikisinde de olması 4 kat, bu bireylerde hastalığın 60 yaşından önce teşhis edilmiş olması riski 3 kat, herediter kanser hastalığı riski 5 kat artırmaktadır. 55 yaşın altında tespit edilen kanserlerin %43’ü herediter tiptedir. Bu verilerden çıkan sonuç yakın akrabalarında prostat kanseri tespit edilmiş olan erkeklerin erken yaşta kanser tarama programlarına girmesi gerektiğidir.

Bazı çalışmalar sifiliz, HPV, human herpes virüs 8, poliomavirus ve CMV gibi özellikle seksüel yolla bulaşan mikroorganizmalarla gelişen enfeksiyonların yarattığı oksidatif stresin prostat kanseri gelişiminde rol oynayabileceğini ve bu nedenle antioksidan maddelerin kanser gelişimine karşı koruyucu rollerinin olabileceğini ortaya koymaktadır.

Androjenler prostat kanserinin gelişiminde ve ilerlemesinde önemliyken aksine östrojenlerin koruyucu rolleri vardır. Yağ hücrelerinde üretilen ve enerji kullanımını düzenlemek suretiyle vücut ağırlığını kontrol eden ve direnç nedeniyle şişmanlarda yüksek düzeyde bulunan leptin hormonu androjenden bağımsız kanser hücrelerinin çoğalmasına, tümördeki damarlanmanın artmasına ve kanser hücrelerinin göç etmesine neden olmaktadır. D-vitamini eksikliğine neden olan durumlar (güneş ışığına maruziyetin azalması, yaşlılık, Afrikalı Amerikalı olmak, yüksek kalsiyum içeren diyet) kanser insidans ve mortalitesini artırırken yüksek D-vitaminli diyet bu oranları azaltmaktadır.

Bazı çalışmalarda sağlıklı sık cinsel aktivitenin koruyucu etkisi gösterilmiştir. Erken yaşta vazektomi kanser riskini artırmaktadır. Sigaranın ileri evrede kanser teşhisi ve artmış ölüm oranlarıyla ilişkili olabileceği belirtilmiştir. Diyet biçimiyle kanser insidansı arasında kuvvetli pozitif ilişki vardır. Doymamış yağ asitlerinden zengin diyet kanser görülme ve ölüm oranlarını artırmaktadır. Bir çalışmada alkol tüketiminin miktarı ve süresiyle prostat kanseri gelişimi arasında doğrusal ilişki olduğu, ancak şarap ve biranın kanserle ilişkisiz olduğu saptanmıştır. Başka bir çalışmada ise prostat kanseri riskiyle toplam alkol tüketimi arasında ilişki olmadığı aksine kırmızı şarap tüketiminin koruyucu rolü olduğu belirlenmiştir.

Prostat kanserine karşı koruyucu rollerinin olabileceği bildirilen maddeler finasterid, dutasterid, selenyum, vitamin-E, nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, soya, domateste ve diğer kırmızı meyve ve sebzelerde bol bulunan likopen ve yeşil çaydır.

Günümüzde hastaların teşhis öncesi değerlendirilmesinde kullanılan temel yöntemler parmakla rektal muayene (PRM), kanda PSA ve derivatiflerinin ölçümü ve transrektal ultrasonografidir. Birçok hastada bu incelemeler sonucunda bulunan anormal bulgulara dayanılarak ultrasonografi eşliğinde yapılan transrektal prostat iğne biyopsisiyle teşhis konulmaktadır. Az bir grup hastada da benin nedenlerle yapılan açık veya kapalı prostat ameliyatlarından sonra teşhis edilmektedir. Birçok kanserde olduğu gibi prostat kanserinde de erken teşhis ve sonrasında yapılan uygun tedaviler büyük oranda kesin tedaviyi sağlamaktadır. ABD’de erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ikinci sırada olmasına rağmen etkili tedavi yöntemleri neticesinde günümüzde prostat kanserli hastaların sadece yaklaşık %16’sı bu hastalıktan dolayı ölmektedir.

Prostat kanserinde farklı evrelere göre uygulanan tedavi yöntemleri:

Aktif izlem veya bekle-gör: beklenen yaşam süresi 10 yıldan az ve düşük dereceli kanseri olan hastalarda

Radikal prostatektomi: Tedavide altın standart kabul edilen yöntemdir. Perineal, retropubik, laparaskopik ve robotik yöntemlerle yapılabilir. Bu operasyondan sonra kan PSA düzeyleri yükselmeye başlayan hastalarda ortalama 8 yılda klinik metastazlar ve 13 yılda kansere bağlı ölüm gelişmektedir

Radyoterapi

Bir takım ilaçlar ve testislerin alınması operasyonuyla testosteron hormonunun üretiminin ve etkinliğinin engellenmesi

İleri evre hormon-refrakter kanserlerde kemoterapi

Prostat kanserinde bu tedavi yöntemlerinin hastalığın tamamen yok edilmesi veya ilerlemesinin durdurulması ve yavaşlatılmasında etkinlikleri oldukça yüksektir. Unutulmaması gereken en önemli nokta günümüz tıp pratiğinde bu hastalığın tamamen tedavisinin yapılabildiği erken evrelerde teşhis edilebilmesini sağlayan belirteç ve yöntemlerin olduğu, basit tarama yöntemleriyle (PSA ve PRM) erken tanı ve tedavinin mümkün olabildiğidir.”

Bu haber toplam 995 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim