• BIST 103.912
  • Altın 161,822
  • Dolar 3,9206
  • Euro 4,6064
  • Batman : 14 °C
  • Batman uyuyor!
  • Bin 250 Kolilik yardım yola çıkıyor
  • 145 bin kişi İŞKUR’dan hizmet aldı
  • Batman uyuyor!
  • Bin 250 Kolilik yardım yola çıkıyor
  • 145 bin kişi İŞKUR’dan hizmet aldı

Sekülerleşme, Ümmet Bilinci ve Milli Benlik

03.11.2017 14:50
Yrd. Doç. Dr. Mahfuz ZARİÇ

Yrd. Doç. Dr. Mahfuz ZARİÇ

“Ulus” sözcüğünün bugün kullanılan anlamıyla kökeni Moğolcaya dayanmaktadır. Ulus, on üçüncü asırda imparatorluklarını inşa sürecinde en iyimser tahminle üç milyon insanı öldüren Moğollarda kabile birliklerine verilen bir addı.

“Millet” kavramı geçen yüzyıllar içinde din, daha açık bir ifadeyle İslam ümmeti anlamında kullanılırdı. Bugün ise kavim anlamında kullanılmaktadır.

Soru şu: Kavramları hangi bağlamda kullanmalı. Arkaik bağlamında mı, bugünkü manasıyla mı?

Çoğu kimse bu türden tarihi bağlamı olan kavramı bugün içerdiği anlamıyla kullanır. Geçmişe özlem içinde olanlar ve geçmişi canlandırmak isteyenler, bu türden kavramları eski anlamlarıyla kullandıklarını söylerler. Üçüncü bir grup ise bu türden can yakıcı kavramları hangi anlamıyla kullandıklarını açıkça ortaya koymazlar. Dinleyici hangi tıynette ise istediği manayı çıkarsın diye kavramı, anlam sınırlarını çizmeden kullanır. Bana kalırsa kavramların hangi anlamda kullanıldığı açıkça ortaya konmalı hem de bugünün diliyle. Kimse kanmamalı, kandırılmamalı. Yani bugün için millet kavramı kavim anlamında kullanılmalı ve kullanılmaktadır.

İkna gücüne sahip iyi veya kötü niyetli pek çok kimse, kavramlara istedikleri anlamları yükleyebilmekte ve sözcükleri istedikleri manada kitlelere benimsetebilmektedir. Bugün nice ideolojik ve siyasi kurum toplumun hafızasında yer etmiş kavramların içeriklerini kendi düşünceleri doğrultusunda değiştirebilmektedir. Çağımızda savaşların bile bir cephesi kavramların anlam içeriğini doldurmak üzerinden yürütülmektedir. Kendi terminolojisini, kavramlar dizgesini dostuna ve düşmanına benimseten, toplumun hangi kavramları konuşacağını yani gündemini belirleyen güç muzaffer sayılmaktadır. Merkez medya yayın organları da kullandığı kavramlarla savaşı kimin kazandığını adeta ilan etmektedir.

“Serhet” tabiri yüz yılın trajedisini barındıran bir kavramken bir anda unutturuldu. Bu işe hükümeti destekleyen kalemler de hizmet etti, ortak oldu. Ellerin göğe açılması eskiden dua anlamına gelirdi. Gökten yağmur beklenirdi. Şimdilerde ise emperyalizme çağrıda bulunuyor. Ve gökten Amerikan silahları yağıyor hem de sözde anti-emperyalist sosyalist savaşçıların avuçlarına. Devrimciler, enternasyonalin ilerici onurunu kurtardıkça yüce emperyalizmin inayetiyle özgürlükler bahşediyor. Samimi bir seküler olduklarını gösterdikleri oranda da aldıkları destek artıyor.

Sekülerleşme bir yüzüyle “dünya vatandaşı” olmak demektir ve onu bu manada yüceltenler olabilir. Sekülerleşme öteki yüzüyle de dünya ölçeğinde milletlerin milli benliklerini erozyona uğratan süreçtir. Köyden kente göç, şehirleşme ve entegrasyon gibi süreçler de milli unsurları erozyona uğratma açısından seküler etki ile elbirliği eder. Sekülarizm, din işlerinin dünya işlerinden uzaklaştırılması ile yetinmez. Milli yaşantıları da “evrensel insan” olma yolundaki ferdin hayatından söker atar.

Sosyalist-marksist zihni arka plana sahip siyasi partileri düşünelim.  Bu güne kadar Türk kimliğine hangi artı değeri kazandırmış, Türklük adına hangi milli unsurları korumuşlardır? Öte yandan Türk’ün yaşantısından hangi milli izleri silip süpürmüşlerdir? Türk benliğini yaşatıp yarınlara taşıyabilen ender cemaatlerden biri Türk Alevilerdir. Sol-siyasal kesimin, tabanlarının önemli bir kesimi olarak gördükleri bu insanlara Alisiz Aleviliği dayatması, sekülerizme bağlılıklarının açık bir göstergesidir. Aleviler için kullanmadığım “cemaat” kavramı da yadırganmamalı. Çünkü Türkiye’deki her bir resmi-gayri resmi topluluk ve birlik cemaat yapısı arz etmektedir. Türkiye’deki siyasi partiler birer cemaattir. Askeri zevat bir cemaattir. Basın dünyası bir cemaattir. Akademi bir cemaattir. Hâkimler ve savcılar da birer cemaattir. Bu cemaatler kendi içlerinde de elbette alt cemaatler barındırmaktadır. Ve bazen alt cemaatler birbiriyle açıktan hâkimiyet çatışması yaşarlar.

Sekülerleşme kendiliğinden ortaya çıkmaz ve hayat imkânı bulmaz. Bir proje olarak yürütülür. Ulus devlet aklı ve ulusal hükümetler marifetiyle uygulanır. Kürtlerin Kürt benliğiyle olan bağı da en kestirme yol olarak sekülerleştirilme aracılığıyla koparılmaktadır. Milli duygular ve dil seküler ruhla zehirlenmekte, dejenere edilmektedir. Kültürün ve dilin ana taşıyıcısı olan kadınlar, Amazon kadınına dönüştürülerek güya özgürleştirilmektedir.

Çin Komünist Partisi liderine “yoldaş” hitabıyla methiyeler dizen ulusalcı millettaşına gönlünü ve sahibi olduğu televizyon ekranlarını açan İslamcı Türk,  ara sıra kardeşim dediği Kürt’ün geçirdiği bu dönüşümden rahatsız görünmemektedir. İslam hâkim olup ümmetin birliği sağlanınca Kürtlerin de sorunları kendiliğinden biter deyip kavminin kaderini seküler yapının ellerine terk eden, kavminin sorunlarıyla ilgilenmeyi, onları dile getirmeyi kavmiyetçilik olarak gören İslamcı Kürt de bu durumdan rahatsız görünmemektedir. Keşke birileri yanıldığımı söylese. 

Bu yazı toplam 165 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Batman Haber Gazete | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0-488 214 62 62 | Haber Yazılımı: CM Bilişim